Bir zamanlar çoban olmayı hayal eden Nookat’ın Ak-Bulak köyünden bir çocuk, bugün 19. yüzyılın sosyo-politik süreçlerini arşiv kaynakları üzerinden inceleyen bir bilim insanıdır. Tarihçi, eğitimci ve eğitim alanında yönetici olan Nursultan Kubanychbek uulu, bu röportajda çocukluk hayallerini, öğrencilik liderliğini, yöneticilik deneyimini, Taşkent arşivlerindeki zorlu günlerini ve bilim yolundaki gerçek hedeflerini paylaşıyor.
– Röportaj öncesinde Nursultan kimdir, çocukluk hayalleri nelerdi ve nasıl bir karaktere sahipti, anlatır mısınız?
– 1994 yılında Nookat ilçesine bağlı Kırgız-Ata köy yönetiminin Ak-Bulak köyünde doğdum. Çocukluğum kaygısız ve hayallerle dolu geçti. Bir keresinde Âdem ile Havva hakkında bir hikâye dinledikten sonra, ağabeyimle birlikte çamurdan bir insan yapıp ona can vermek için burnuna üflemeye çalıştığımızı hatırlıyorum (gülerek). Ağabeyim sonunda “olmuyor” dediğinde çok üzülmüştüm. Bir dönem ailemiz koyun besliyordu ve onları ben güderdım. O yıllarda sınıf öğretmenimiz Cumagül öğretmen “Gelecekte ne olmak istiyorsunuz?” diye sorduğunda, ben “çoban olacağım” diye yazmıştım. Ailenin en küçüğüyüm. Şımarık büyüdüm, hatta şimdi bile bunun bazı izleri var. Ancak sorumluluk sahibi ve sözü dinleyen bir çocuktum.
![]()
(Fotoğrafta sınıf öğretmenimle birlikteyim)
– Tarih alanını seçmenizde kim etkili oldu?
– Büyükannem geçmişte yaşanan olayları ve kendi yaşadıkları hayatı çok ilgi çekici bir şekilde anlatırdı. Ailemizde de toplumsal yaşam ve tarih üzerine sık sık sohbetler yapılırdı. Bunların hepsi bende tarihe ilgi duymama vesile oldu. Okulda ders veren öğretmenlerim de beni teşvik etti. Tarih dersinde çok iyi öğretmenlerim vardı: Kubanıç Baymurzaev öğretmenim ve Aysalkın Maksıtova öğretmenim. Tarih ve sosyal bilgiler derslerinden beni sık sık olimpiyatlara götürürlerdi. Özellikle Aysalkın öğretmenim, koyun güden zayıf bir çocuğu eğitime ve tarihe yönlendirdi. Okulu bitirirken Ulusal Genel Test’te ek sınav olarak tarih dersini seçtim ve sonuçlarım iyi oldu. Son kararı en büyük ağabeyim verdi; beni bizzat Osh Devlet Üniversitesi’ne getirerek Tarih Fakültesine başvurmamı sağladı.
– Kariyerinizin ilk adımı Osh Devlet Üniversitesi’nde öğrenci ombudsmanı olarak mı başladı?
– Üçüncü sınıfta Tarih Fakültesi Gençlik Komitesi Başkanı seçildim ve öğrenci öz yönetim sistemine dahil oldum. Bir yıl sonra Osh Devlet Üniversitesi Öğrenci Ombudsmanı ve Gençlik Komitesi için seçimler yapılacaktı. O dönemde bu öğrenci yapılarındaki seçimler oldukça büyük bir rekabet ortamında geçiyordu. Buna paralel olarak gençler arasındaki sosyal, kültürel ve kitlesel etkinlikler de çok yüksek seviyede düzenlenirdi. Böylece üniversitenin öğrenci ombudsmanı olarak çoğunluk oyuyla seçildim. Öğrenci ombudsmanlığı benim için hayata dair büyük deneyimler kazanmamı sağlayan önemli bir fırsat oldu.
![]()
– Mesleki kariyerinizde, Osh Devlet Üniversitesi’ndeki eğitim kurumlarını yönetmek büyük bir rol oynadı. Öğretmenlikten yöneticiliğe uzanan yolunuz nasıl başladı?
– Öğretmenlik kariyerim 2016 yılında Osh Devlet Üniversitesi’nin “Bilim” Lisesi’nde başladı. Orada bir yıl tarih öğretmeni olarak çalıştıktan sonra, müdür Joogazyn Bolusheva beni akademik bölüm başkanı olarak atadı. Aslında o dönemde pedagojik deneyimim çok azdı, ancak Joogazyn öğretmen bana rehberlik etti ve okulun birçok işini öğretti. Bir yıl sonra o dönemin rektörü Kanybek Isakov, ilçelerde gymnazyumlar açmayı planlıyordu. “Yakında ilçelerde gymnazyumlar açacağız; Bilim’in öğretmenlerinden müdür adaylarını değerlendirin,” demiş. Joogazyn öğretmen ve okulları denetleyen prorektor Tashbolot, rektöre “Nursultan hazır, atayabilirsiniz” demişler. Böylece Kara-Suu’da açılan gymnazyumun müdürü olarak atandım. Bilim Lisesi’nden edindiğim tecrübeyi uyguladım ve eğitim sürecini bu sistem içinde organize ettim
![]()
– Okul müdürü olduğunuz dönemde en önemli prensipler nelerdi?
– Açıkçası, yeni açılan gymnazyumda hiç öğretmen ya da öğrenci yoktu. Önce öğretmenleri tamamladık, sonra yaz boyunca Kara-Suu kasabasında, pazarda ve yakın köylerde ev ev dolaşarak öğrenci gruplarını topladık. Okulun açılacağı gün yaklaştığında, sınıflara gidip mobilya ve diğer hazırlıklara başladık. En önemlisi, kaliteli eğitimi sağlayacak en iyi kadroları çekmeye çalıştım. Kara-Suu Gymnazyumu’ndaki öğretmenlerin çoğu gençti, yaşıtım veya 2–3 yaş küçüklerdi. Ancak üniversitedeki öğretmenlerinden ve arkadaşlarından sorarak en iyi mezunları topladım.
![]()
– Şu anda Tarih ve Hukuk Enstitüsü’nde öğretim görevlisi ve program koordinatörü olarak çalışıyorsunuz. Yönetimden pedagojik çalışmalara geçiş zor oldu mu?
– Okul ve yüksek öğretim arasında fark vardır. Okulda temel faaliyet eğitim ve öğretimdir. Bilim Lisesi ve Kara-Suu’daki öğretmenlerin konu bilgisi ve pedagojik becerileri çok iyiydi. Öğretmen olarak hayranlık duyduğum meslektaşlarım vardı. Onlar yaratıcı ve özverili bir şekilde çalışıyor. Ben ise lisede ve gymnazyumda öğretmenlikten çok organizasyon işlerinde bulundum. Yüksek öğretimde odak bilgi ve bilim üzerindedir. Fakülteye geçtikten sonra, iyi dersler vermeye ve bilim ile bilgiyi geliştirmeye çalışıyorum. Bunun da kendi zorlukları ve sıkıntıları var.
– Bilimsel araştırmalarınız ağırlıklı olarak 19. yüzyılın sosyo-politik yaşamına yönelik. Bu dönemi seçmenizin sebebi nedir?
– Aslında bu dönemi seçmede bilimsel danışmanım, Profesör Zheenbek Alymbaev yol gösterdi. Bana “Hangi konuda araştırma yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu. Ben birkaç konu söyledim. Sonra dedi ki: “Araştırma konusunu seçerken, sadece tez savunmak amacıyla değil, Kırgız tarih bilimi açısından yüksek öneme sahip ve geniş kapsamlı bir bilimsel konu seçmek doğru olur. Tezi savunduktan sonra da araştırmaları sürdürmeli ve o dönemin uzmanı olarak kendini geliştirmelisin.” Daha sonra bu yönü seçtim.
![]()
– Şu anda Taşkent arşivlerinden alınan belgelerle mi çalışıyorsunuz? Bu belgeler araştırmalarınıza ne gibi yeni bilgiler kazandırdı?
– Arşiv belgeleri yayımlanmamış kaynaklar olarak kabul edilir. Araştırmamda, güney Kırgızlarının boylara ayrılması, bu boyların ne zaman ve nasıl oluştuğu, boy yöneticileri, biyler, kazılar, yapıları, işlevleri, yapılan seçimler ve seçimlerdeki yolsuzluklarla ilgili daha önce yayımlanmamış arşiv belgelerini bilimsel alana kazandırmaya çalıştım.
– Arşivde çalışırken “İşte tarih canlı kanıtıyla burada” diye heyecanlandığınız anlar oldu mu?
– Arşiv belgelerini incelerken, aradığınızı her zaman bulamazsınız. Taşkent arşivinde kurallara göre bir günde sadece yedi dosya veriliyor. Eğer istenen dosyalarda bilgi yoksa, ertesi günü beklemek gerekir. Bazen başka bir yerde bir gün daha beklemek zorunda kalırsınız. Yemek, yurt, zaman — her şey planlama gerektirir. Bu koşullara katlanmalı ve arşivde tek dakikanızı bile boşa harcamadan sürekli çalışmalısınız çünkü öğle öncesi üç saat ve öğleden sonra üç saat verilir. Telefonlar dışarıda tutulur ve fotoğraf çekmek yasaktır. Defter ve kalemle çalışırsınız. Bu, büyük sabır gerektirir. Gerekli dosyanın sayfalarını kopyalamak gerekirse, her sayfa kendi ücretinizle 400 som ödenir. Diğer ülkelerden gelenler için ücret daha yüksektir. Ancak arşivde çalışmanın keyfi tarihçiler için çok büyüktür. Bilinmeyen, tartışmalı veya devam eden araştırma konularıyla karşılaştığınızda, orada heyecanlanırsınız ve, Rusça deyimiyle, “adrenalin” alırsınız. Bu, sizi tekrar arşivleri kazmaya heveslendirir.
– Bugünün gençlerine, özellikle bilim yolunu seçenlere ne tavsiye edersiniz?
– “Her şey niyetle başlar” sözünü hatırlatır ve niyetlerini net belirlemelerini, bilim yolunda doğru hedeflerle çaba göstermelerini söylerim. Eğer bunu yaparlarsa, Allah’ın o niyetleri gerçekleştireceğine inanıyorum. Tüm bilimsel faaliyetlerin temel amacı, Allah yolunda saf, halk önünde vicdanlı ve en önemlisi toplum ve devlet için faydalı olmalıdır. Ancak bu kolay bir iş değildir. Bu nedenle onlara, gayretle çalışıp samimiyetle çaba göstermelerini tavsiye ederim.
– Bilimsel ve pedagojik çalışmalarınızda, kişisel yaşamınızda planlarınız neler?
– Pedagojik çalışmalarımda, öğrencilere verdiğim bilginin derin ve etkileyici olmasını dilerim. Bunu sağlamak için önce kendinde olması gerekir. Bu nedenle bilim ve bilgi yolunda durmaksızın araştırıyor ve derinleşmeye çalışıyorum. Kişisel yaşamımda ise Allah yolunda hareket etmeye, anne-babaya saygılı, kardeşlere sevgi dolu, eşime ve çocuklarıma özenli, arkadaşlarıma adil davranmaya çalışıyorum. Ancak bazen hayatın zorlukları bu idealleri gerçekleştirmeye izin vermez.
![]()
Röportajı yapan: Zinagul Nuralieva